Gezegeni Mahfeden Bu Sistemi Durduralım: Bu Ancak DEVRİMLE Mümkündür!


paris121215Sırf hayatta kalabilmek için can pahasına Avrupa’ya ulaşmayı çabalayan kitlesel göçmen ve mülteci akını, tarihsel olarak iki miadı dolmuş ideolojinin dünya çapında şiddetlenen çatışması ve Paris, Beyrut, Ankara, Sina, Kunduz Hastanesi ve Bamako’da son dönemde yaşanan dehşet verici olaylar… ekosistemi bütünüyle tehdit eder durumdaki bu gezegenin hali: tüm bu çile ve ıstırap dolu gelişmeler, iliklerine kadar çürüyüp kokmuş olan mevcut sistemin sahneye sürebildiği şeylerdir ve bunların topunu kökten söküp atmak zorundayız!

CoP 21 yöneticileri karbon emisyonlarının düşürmeyi söz verseler bile, bakanlardan ve uzmanlardan oluşan bu konferans, bunların temsil ettiği ve mazur gösterdiği imparatorlukları yerinden sallamayacak: Zaten “niyet beyan edilen vaatler” ve varılacak legal bir bağlayıcı anlaşma için yürütülen çekişmeli tartışmalar da bunu kanıtlamaktadır.

Neden biz, dünya kapitalist sistemine yön veren ve yer kürenin kaynaklarının neredeyse tümüne yumulup gasp etmiş olanlara güvenelim, çevrenin yıkımının başını çekenlerin, kendilerinin temel çıkarlarına karşı çıkmanın da “başını çekeceklerine” inanalım ki?

Servet birikiminde rakiplerini hırçınca bertaraf etme zorunluluklarına rağmen ve bununla el ele ülkeler üzerindeki kontrol ve tahakkümlerini, her ne pahasına olursa olun güçlendirmeye ihtiyaçları varken, nasıl mümkün olsu ki bu?

Nasıl olur da çevrenin fiziki bakımını onlara bırakamazken -gezegenin sıhhatini, doğanın güzelliğini ve insan toplumunun geleceğini, insanlığın en büyük kıyımcıları olanların ellerine bırakabiliriz ki?

CoP21 anlaşması kararlaştırılıp ve imzalandıktan sonra, yeni fosil yakıtları bulmak ve diğer tüm kaynakları – ve insanları sömürmek için kendi aralarında kudurmuşçasına yarışa yeniden dönecekler: zaten budur kapitalizme hayat veren kan! Eğer aralarından biri biyo yakıta geçecek olursa, buna karşı bir diğeri daha ucuz olan fosil yakıtı kullanarak, ürettim maliyetlerini düşürüp, rakiplerini alt etmeye çalışacaktır

Fransa gibi ülkeler nükleer santral inşa etmek için milyarlarca dolar para harcamaktadır -bir daha Çernobil ve Fukushima daha emniyetli olsunlar diye değil- bu reaktörler daha karlı olmadıkları ve daha nice milyonlar harcanarak sökülmeleri gereken zamana dek, bu daha ne kadar devam edecek? Obama, Cop21’in hemen öncesinde, uzun zaman süren protestolar sonrasında, bir dizi petrol boru hatların içinden, sadece birinin bir kısmını iptal etti ama tarihte en fazla karbon salgılayıcısı ülkenin başkanı olarak kömür üretimini durdurmadı, “ulusun çıkarlara” uygun düşen “ulusal” kaynakları tercih ederek yeni petrol ve doğal gaz kaynakları için araştırmalara koyuldu. Zengin ülkeler, sera gazı emisyonlarını azaltmak vaatleri adı altında kendi emisyonlarının çoğunu, ihtiyaçlarını üreten fakir ülkelerin üstlerine yıkacaklar. Söz konusu olan, irade ya da iyi niyet gösteri meselesi değil. Söz konusu olan ürettiği her şeyde, büyü ya da yok ol esasına dayanan kapitalizmin mantığıdır!

Dünya ekonomisinin atar damarları fosil yakıtlarına bağımlıdır: taşımacılık, demir-çelik sanayi, petrol, tarım sanayi… ve liste haylice uzun. Buna bir de devasal enerji tüketicisi emperyalist silahlı güçlerin jeo-stratejik rekabetini eklerseniz, çevre kriziyle baş etme çağrısına karşı çalışan büyük güçlerin çapı ve kapsamı açıklık kazanır. Bu düzen tamamen bir bütünlük içerisinde işlemekte, rasyonel ve sürdürülebilir bir planlamayı engellemektedir ve artık onun tırnak altlarını temizleyerek, meseleyle baş edemeyiz.

Kayda değer ve yaratıcı yerel birçok proje yeşeriyor ki bunlar, kapitalist sermayenin pazarına bağımlı olmak istemeyebilirler. Maalesef onlar kapitalist büyümenin esas dinamikleri, krizi ve halklar ve ülkeler arasındaki insafsız eşitsizlikleri acımasızca çığırından çıkaran işleyişi önemli ölçüde etkileyemeyecektedir. Gene doğrudur ki Cop21’in kaptanları uygulanacak belli bir kaç tedbiri kabulle yanaşacaklardır. Emperyalist rakipler arasında her zaman anlaşmazlıklar var olacaktır ve aralarından bazıları, ileride beliren tehlikeler hakkında samimi kaygı dile getirebilirler. Problem şu ki, iklim krizinin önünü almak için gerekli olanı yapmayı, onlar kişi olarak istemiş olsalar bile, içine kilitli oldukları sistemden ötürü her zaman yaptıklarından başka türlü hareket edemeyeceklerdir. Ve eğer bizler bu ayıktırıcı gerçeği kavramaya, dünyayı bir felakete doğru sürükleyen kapitalist yöneticileri karşı çıkmaya gönüllü değilsek, bu durumun süregitmesine “siyasi yakıt” temin edilişine yardım eder bulacağız kendirimizi, bu ne kadar nahoş olsa da!

iklim değişikliğini hızlandıran bu sisteminin topunu, bütünüyle durdurmak zorunda değil miyiz? Hakiki bir sistem değişikliği devrim demektir!

 

Radikal bir biçimde düşünmeye cüret edin! Hakikaten hangisi gerçek dışıdır?

Bizim, gerçekten ve bütünüyle bir sistem değişikliği için tasavvur etmemiz ve hem de bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. Sorunun kaynağına karşı güçlü bir direniş inşa etmek zorundayız ve toplumu radikal bir şekilde yeni baştan örgütleme sorumluluğunu üstlenmeliyiz.

Mevcut çevre kriziyle cebelleşmek ancak dünya çapında ve global bir perspektifle ele alınabilinir ve bu ancak tamamen farklı bir sosyal sistem altında gerçekleşebilir. Proleterler ve ezilenler tarafından bütün insanlığın ve bütün gezegenin çıkarlarından hareket eden bir devrim. Ki bütün dünya insanlarının başına veba gibi musallat olmuş toplumsal hastalıkların hepsinin çözümünü engelleyen, gezegeni mahfeden şahsi mülkiyet ve kar mantığının yerine insanlığı geçiren bir devrim bu!

Bugünkü tepemizdeki “efendilerinin” akıllarının başına toplaması umarak değil, dünya çapında komünizme doğru ilerleyen karmaşık bir sürecin başını çekebilecek bir sosyalist devleti inşa etmek üzere, iktidarı ele geçirmek ile mümkün olacak. Bu tür sosyalist devrimin, ilk gerçekleştiği farklı tip ülkelerde –ister emperyalist isterse emperyalizmin tahakkümü altında- ilk biçimleri ne olursa olsun, eldeki devrimci siyasi iktidarla çevre sorununun nedenlerine inebilir ve temel bir sosyal adalete dayalı rasyonel, devamı muhafaza edilebilir bir ekonomiyle yeniden organize sağlanabilir. Bu devrim, küresel çapta yeni normları tesis edebilir, dünyanın harap olmuş ruhunu tersine çevirip tedavi edebilir.

Sosyalist bir devlet toplumsal ihtiyaçlar perspektifiyle, uzun vadeli kullanım planlaması, ekosistemlerinin korunması ve biyo çeşitliliğin geliştirilmesi temelinde gıda ihtilaçlarını üretip, dağıtacaktır. Bugün, çevreye bunca yıkım getiren, ziyana sebep olan endüstri üretimi yeniden yapılandırılacak, planlanacak, gelişen ve yeni boy veren şehirler insan yerleşim yerleri ve yeni baştan tasavvur edilmiş taşıma sistemleri ile birlikte düzenlenemeye konacaktır. Yenilenebilir enerji imkanları ve yeşil teknolojiler, daha da geliştirilecek, geniş çapta uygulamaya sokulacaktır: ve sadece bütün toplumu ve dünyayı başta aşağı değiştirmeyi hedefleyen bir devlet bunları başarmak üzere, insan potansiyellerini zincirlerinden boşandırabilir. Tüketimci kültür ancak böyle değiştirilecektir. Gerçekten yenilikçi bilimsel bilgi, insanlığın yüz yüze olduğu toplumsal problemlerin geniş silsilesini çözmek üzere, bizzat harekete geçen insanların bilinçli faaliyeti ile birlikte ancak tam bir değer kazanıp hakikaten uygulanabilecektir.

  1. yüzyılın sosyalist devrimleri Sovyetler Birliği ve Devrimci Çin’de, emsali görülmemiş ilerlemeler başardı fakat eldeki meselelerin kavramlaştırılmasında ve pratik çözümlerinde eksiklikleri mevcuttu. Bob Avakian tarafından geliştirilen komünizmin yeni sentezi, inşa etmek zorunda olduğumuz devrimci geleceğin perspektifiyle, bu ilerlemeleri ve problemleri bütünlüklü bir şekilde özümlemektedir. Bu perspektif ile ve “bütün dünya her şeyden önce gelir” global çerçeve içinde, sosyalist devrim, ezen ve ezilen ülkeler arasındaki muazzam farklılıkların da üstesinden gelmek üzere, insanlara önderlik edecektir. Bu diğer dünya, mümkündür; hatta bu açıdan bakıldığında dünyanın transformasyonu için imkanlar neredeyse sınırsızdır. Ve bu ihtiyaçlar artık aciliyetin de ötesindedir. Gerçekçi değil mi, denecek?

Nedir peki gerçekçi olan? Gezegenin mahvına doğru ha bire koşturan bugünkü yolda devam etmekte olan, hiçbir zaman “yeşillenemeyecek” ve tek başına kendi kendini söküp kaldırmayacak olan kanlı ve acımasız sistemin diktasına ve onun karar çıkarıp ta hiç uygulayamayacak olan devlet adamlarına teslim etmek midir gerçekçi olan? 50 yıl içerisinde Polinezya Adaları’nın ve Bangladeş’in sular altında kalmasına, hayat biçimleri ve daha birçok türlerin yok olup gitmesi ve milyonlarca insanın bugünkü durumdan çok daha kötü senaryolar içinde saf dışı bırakılmalarını, CoP71’in (artık gelecekteki ismi ne olacaksa) kale alacaklarını ummak mı gerçekçidir: Hâlbuki bu felaketlerin kıyımından canını zor kurtarmış olanlar, yaşam mücadelesi vermek için, namlu tehdidi altında, jiletli telle çevrili duvarlar arkasında, kendilerini dışarı kovalayan ülkelere göç etmeye çalışır bulacaklar.

Bizim istediğimiz “gerçekçilik” dünyası bu mu?

Bizler sanayicilerin kısmi tedbirleri veya alternatif hayat tarzlarının karşımızdaki meseleler için yeterli olduğu hayaliyle, büyümenin düşürülmesinin bir seçenek olduğu ile kendimizi kandırmakla tatmin olamayız: kısacası, kapitalist-emperyalist sistem ile karşı karşıya gelmenin gereksiz olduğu fikriyle kendimizi aldatamayız. Hali hazırdaki toplumsal düzenin koruyucuları – hüküm sürmelerine izin verildiği müddetçe çeşitli şekillerde ve renklerde paketlenmiş, liberal demokratik mesajlarla bezenmiş-, sürekli olarak yeni vaatlerle önümüze çıkacaklardır.

Toplumun devrimcileştirilmesi bir zorunluluktur! Bizim, bu sistemin iklim değişikliği krizi dahil her türlü suç ve her türlü adaletsizliğe nihayet son verecek devrim için bir hareket inşa etmeye ihtiyacımız var. Gezegenin yıkımının karşısına dikilen hareket, bu devrimci çözümün bir parçası olmak zorundadır. Kapitalizme karşı direniş örgütleyecek ve gereken ölçekte yeşil teknolojilerin herhangi bir ciddi temiz enerji uygulanmasını sürekli engelleyen soğukkanlı hesaplarını un ufak edecek bir hareket inşa etmek zorundayız. Biz kapitalizmin insanları günbegün mahkûm ettiği ıstırabın ve bu dünyadaki büyük eşitsizliğin devamının güçlendirilmesine hiçbir şekilde tahammül edemeyiz. Bizler bu iklim krizine ve her türlü sosyal probleme bütün insanlığın çıkarları açısından tamamıyla farklı yaklaşacak yeni bir dünya için devrime hedefleyen bir güç haline gelmek zorundayız. Gözleriniz bizim pankartlarımızı ve tişörtlerimizi kollasın:

 

Sadece devrim bu gezegeni kurtarabilir! Kazanacak bir dünyamız var!

 

İlişkiye geçmek için: planet.resistance@gmail.com

 

Not: Komünizmin yeni sentezinin bu konu hakkında daha temel bir analizi için okuyunuz: ACİL DURUM! Gezegenimizin Yağmalanması, Çevre Krizi ve Gerçek Devrimci Çözüm.

 

Kaynak dil için bakınız:https://planetresistance.wordpress.com/2015/11/24/stop-the-whole-system-wrecking-the-planet-this-means-revolution/#more-206

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s