Türkiye: Çelişkiler Patlama Noktasına Ulaştı


31 Temmuz,  A World to Win News Service. —İshak Baran yazdı. 15 Temmuz gecesi, Türk silahlı kuvvetlerinin çeşitli kesimlerinin darbe girişimine kalkışmasıyla siyasi iktidar için şiddetli bir kapışma ansızın infilak ederek meydana döküldü. Ertesi günün seyri epey ilerleyene kadar, Türkiye’de iktidarın tam kimin elinde olduğu – NATO’nun ikinci büyük ordusunu da kimin kumanda ettiği meselesi berrak olmaktan hayli uzak bir meseleydi. Darbe girişimini derhal takiben, Erdoğan rejimi yaygın ve kesif bir bastırma, kendi iktidar mevzilenmesini pekiştirme ve kendi İslamist gündemini ve bölgesel ihtiraslarını ilerletme için yoğun bir seferberliğe koyuldu.

Ülkedeki siyasi yapının birdenbire parçalanmaya sürüklenmesi bütün dünyada şok dalgaları yarattı. Türkiye’deki infilak, ilk nazarda rakip İslamist gruplar arası bir ihtilaf olarak görünen, dolaysız bir ön tezahür halinde yansıdıysa da, aslında bunun temel kökleri bütün Ortadoğu’da uzun zamandır içten içe şiddetlenmekte olan çelişkilerde, özellikle de bir cephede Batı emperyalizmi, diğer cephede de siyasi İslamcılık olmak üzere giderek kızışan çatışmada yatmakta ve bunların zemininden körüklenmektedir. Moskova’dan Washington’a ve hem Avrupa Birliği hem de NATO düzeyinde, dışişleri bakanları alelacele olağanüstü toplantılara çağrılırken, belli başlı aktörlerin  temsilcileri endişe içinde bu aniden patlak veren siyasi belirsizlik ve kargaşa ile nasıl baş edebileceklerini kestirebilme telaşı içindeydiler.

Darbe güçleri, genelkurmay başkanını, üst düzeyde generaller ve amiralleri tutuklayarak onları darbeyi desteklemeye zorladılar. Otoritesi ve işlevini feshedilmiş göstermek üzere parlamentoyu bombalayıp askeri kuşatma altına aldılar. Ve dahası, Türkiye’nin cumhurbaşkanı ve iktidar partisi AKP’nin önderi Recep Tayyip Erdoğan’ı hedefleyen darbe güçleri, kendisinin kaldığı tatil otelini bombaladığında,  Erdoğan kıl payı sıvışarak hayatını zor kötek kurtarabildi.

Devlet televizyon kanalı darbeci askerler tarafından ele geçirildikten sonra canlı yayında okunan bildiride, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak tanıtan darbeciler, devlet yönetimine el koyduklarını ve “anayasal düzeni, insan hakları ve özgürlüklerini, hukuk devletini, ve zedelenen güvenliği yeniden tesis etmek maksadıyla yönetime el koyduklarını” açıkladılar. Okunan tebliğe göre bu müdahale, Erdoğan’ın baş edemediği sorunlar yüzünden, İŞİD’in bombalı saldırıları ve daha da önemlisi PKK’nin silahlı muhalefet eylemleri karşısında kanun ve nizamı yeniden tesis etmek için gerekliydi.  Fakat erkenden fark edilir hale geldi ki, darbeciler ordu ve polis kuvvetlerinin, hakim sınıfların yeterli bir kısmını, Erdoğan rejimiyle arası kıyasıya açık olan siyasi partilerin desteğini kazanamamışlar, halk kitlelerini harekete geçirip sokaklara seferber etmeye muvaffak olamamışlardı.

Bunun neticesinde, yürütme organları yapısı içerisinde başta hakim olan tehlikeli dağınıklığın ve başıbozuk belirsizliğin üstesinden gelmek, ancak iktidar yapısından bazı önemli elemanların ve bazı sadık askeri önderlerin Erdoğan’ın etrafında toparlanması ile, darbecilerin zayıflıklarından faydalanabilecek ve onlara karşı direniş örgütleyebilecek dirayete sahip bir merkezin oluşturulmasından sonra mümkün oldu. Erdoğan, darbecilerin savaş jetleri, göklerde kol gezerken uçakla İstanbul’a ulaşma tehlikesini göze aldı, cep telefonuyla televizyon kanallarına bağlanıp darbeye karşı sokaklara dökülmeleri, darbeci birliklerle mücadele etmeleri için taraftarlarına çağrı yaparak iç savaşın eşiğine gidecek kadar gözü kara olduğunu beyan etmiş oldu. Ülkedeki 85 000 camiye işaret verildi, normal koşullarda ezan okumak için kullanılan hoparlörlerden, “imanı bütünlere” kendilerini feda ederek rejimi savunmak, “demokratik seçimle iktidara gelmiş” kendi hükümetlerine karşı yapılan saldırıyı geri püskürtmek  üzere “kutsal vazife”yi üstlenme seferberliğine çağrılar camilerden aralıksız tekrarlandı.

Erdoğan göstermiş oldu ki, belli başlı şehirlerde yoksullar ve orta sınıflardan yeterince büyük sayıda insanı – o vakte kadar hakim sınıfların sekülerizm yaftası altında iktidar sürdükleri Türk siyaset sahnesinde başlı başına bir değişim kavşağı olan – 2002/2003’te iktidara gelişinden bu yana AKP’nin giderek siyasi zaptı altına aldığı bu kesimleri etkin ölçüde harekete geçirebilmektedir.

Erdoğan’ın rejim taraftarlarına yaptığı karşı koyma çağrısının başarısı bu siyasi kapışmanın seyrinde yön değişiminin başlangıcına işaret ediyordu. Rejime sadık güvenlik güçlerinin yürüttüğü silahlı çarpışmaların yanı sıra, cesaretlenen ve bazı yerlerde kendileri de silahlı olan siviller, darbeci askerlerin elinden silahları bilfiil, cebren koparıp aldılar. Erdoğan’la uzun zamandır didişen siyasi partiler ve güçler, hatta HDP bile (PKK sempatisi ile tanınan parlamenter parti), fırsatı kaçırmayan Erdoğan’ın bu durumda başlatıp orkestra ettiği dinamik yüzünden, darbeye karşı tavır takınmak zorunda kaldılar. Eski-tip ABD-yanlısı büyük kapitalistler de dahil olmak üzere ülkenin elit kesiminin çoğunluğu, Erdoğan’dan ürktüklerinden çok, bir iktidar boşluğundan korkar durumdaydılar. Gayet sarih ve berrak bir şekilde, Erdoğan kendi iktidarının, siyasi kaos ve iç savaşa karşı tek alternatif olduğunu herkese dayatacak durumda oluşunu dosta düşmana sergileyebildi.

Darbeciler, ABD emperyalistlerinden destek alma ümidiyle “Birleşmiş Milletler, NATO, ve diğer tüm uluslararası kuruluşlar ile oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getireceklerini” vaat etmelerine rağmen ve CNN ve diğer Batı medyaları, Erdoğan’ın düşmesi konusundaki iştahlarını bütün çıplaklığıyla belli ettikleri halde, ABD ve diğer Batılı güçler mevcut koşullarda ikna olmuş değillerdi. Darbecilerin, dünyanın bu bölgesindeki stratejik emperyalist çıkarlara hizmet etmeye muktedir olduklarına kanaat getirmemişlerdi. Kendi kontrolleri altına almaya çalıştıkları bir bölgede daha fazla kaos ve daha çok kargaşayı göze alacak durumda değillerdi.

New York Times’daki bir köşe yazısında söylendiği gibi: “istikrarsız ve patlamaya hazır haldeki Ortadoğu, bir devletin daha, özellikle de NATO’nun doğu kanadının istihkam mevzii durumundaki bir devletin çözülüp dağılmasını göze alamaz. Hafta sonunda, ABD ‘Türkiye’nin demokratik olarak seçilmiş sivil hükümeti ve demokratik kurumlarına mutlak desteğini vurguladı’ fakat aynı zamanda tahditli hareket etmeye ve meşru prosedürlere bağlı kalmayı teşvik etti.”

ABD, Erdoğan’ın İslamcılığından ve gerici Türk çıkarlarının hizmetinde koşturuşundan hiç memnun olmasa bile, Türk devletinin ve ordusunun mevcut gerici düzeni çapalayan önemli bir köşetaşı olduğu bir bölgede, tehlike hattındaki kendi çok daha kapsamlı emperyalist çıkarlarına gereken dikkati göstermeye itina etmek zorundadır. NYT makalesi, darbe girişimini desteklememek için iki sebep gösterdi: “Türkiye-Amerika ilişkisinde ciddi bir halka olan Amerikan ordusuyla Türk ordusunun arasındaki ilişkilerin çekip çevrilmesi çok daha karmaşıklaşır. Bu ise, Suriye konusunda ve İslam Devleti’nin yanı sıra göçmenlerin Avrupa’ya akışını durdurma çabaları dahil diğer meselelerde işbirliği yapmaya engel teşkil eder.”

Darbe girişimine, sadece Türkiye çerçevesinde değil ABD emperyalistleri ve Batılı

manifesto_cover_english-225
İngilizce okumak için tıklayınız

müttefikleri ile cihatçı İslam köktencilik (bugün bölgedeki durumun en ağır basan özelliği)arasındaki kanlı çatışma çerçevesinde, ve bunun, ABD ile Rusya arasındaki, hatta Batılı ortakları ile kendi arasındaki rekabet ve Iran gibi bölgesel güçlerle, ayrıca Suudi Arabistan’la olan başka çelişkilerle içiçe oluşu çerçevesinde bakılmalıdır.

İslamist gündemle Batı emperyalizminin çıkarları arasındaki çekişme ve bu durumdan ötürü ABD’nin karşı karşıya olduğu zaruretler, Erdoğan’a manevra yapabilme ortamını temin etmiş oldu. Bu sayede, Erdoğan sadece ABD’den gelen baskılara karşı koyabilmekle kalmamış, aynı zamanda, Türk devletinin ve toplumunun İslamlaştırılması yönündeki gündemini ve bölgedeki gerici emellerini ilerletmek için bu başarısız darbe girişimini kendi

ManifestoTurkishcover002
Türkçe okumak için tıklayınız

avantajına çevirebilmiştir. Darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğu suçlamasını kullanarak, bu darbe girişimini, Müslüman dünyanın önderi olarak modern ve İslamcı bir Türk devletinin yükselişini Batı’nın engelleme kampanyasının bir parçası olarak göstermeyi başarmıştır. Şimdilik ABD’nin kendisinden başka bir alternatifi olmayışını Erdoğan, yarasına tuz basar gibi ABD’nin başına kakmayı aleni bir hazla yapmaktadır.

Devlet yapısı içinde darbe girişiminin ortaya çıkarttığı çatlaklar, Erdoğan’ın elinde,  başındaki dertlerden kurtulmak için aynılarının daha fazlasına bel bağlayarak ileri doğru kaçma yolunu arama, yani devleti ve tüm siyasi arazi ve kurumları yeniden yapılandırma takvimini daha hızlandırmaktan, kendi partisini bile yeni baştan ve daha sıkı şekillendirmekten başka pek bir alternatif bırakmamaktadır. İktidardaki mevzilenişini sağlamlaştırma, orduyu, güvenlik güçlerini, istihbarat teşkilatlarını, yargı mekanizmasını ve diğer hükümet kurumlarını, orta eğitim ve üniversite sistemlerini, kendi gündemine karşı çıkacak her türlü muhalefetten “temizleme” konusunda kararlıdır –ki bu darbe ”başkaldırı”sından  kendisi “Allahın bir lütfu” olarak bahsetmektedir– ve artık bunu yapabilecek durumdadır. Bu demektir ki, Erdoğan’ın darbe girişimini örgütlemekle özellikle suçladığı Fethullah Gülen’in önderliğindeki rakip İslamcı akıma sadık olanlar ve bundan çok daha geniş bir yelpazeye tekabül edecek muhalefet güçleri ve eleştirmen muhalif görüş  kaynakları da, bu ”temizleme” seferberliğinin hedefi olacaktır. İntikamcı Türk şovenizmi, darbe girişiminin ardından, Erdoğan’ın zincirlerinden boşandırdığı İslamcı fanatizm ile kamçılanmış halde, ülkenin Kürt bölgelerindeki direnişi toptan ortadan kaldırma amaçlı geniş-kapsamlı askeri kampanya ile, kuzey Suriye’de (Rojava) oluşturulmuş otonom Kürt bölgelerinin ve Irak’taki PKK güçlerinin hedeflenmesiyle elele gitmektedir. Erdoğan’ın bu süreci hızlandırmak için bahanesi ise ABD’nin Daeş’e karşı yürüttüğü savaşta Kürtleri destekleyerek harekete geçirmesidir. Erdoğan bu durumu kullanarak ABD’den, Türk devletinin kendi gücünü bölgede genişletmesine tahammül ve kabul göstermesini talep etmektedir.

Paradoksal olarak, Erdoğan’ın bu geçici ve görünürdeki zaferi, Türk devletinin ideolojik ve siyasi yapısını daha da kırılgan hale getirecek, ve büyük ihtimalle kendisini ABD ile daha da çelişkili anlaşmazlıklar içine sürükleyecektir. ABD’nin karşı karşıya olduğu zorunluluklar da,  Erdoğan’ınkilerden daha az değildir. Ortadoğu’da kendi emperyalist çıkarları ve misyonunun karşısındaki ciddileşerek artan bir hodri meydan ortamında, Erdoğan’ın bu elde ettiği ilerlemelerle baş etmekle uğraşmak zorundadır. Sonuç olarak, ABD şimdilik Erdoğan’ın zaferini tanımak zorunda kalmış olsa da, bu yeni durumda, Erdoğan’la ABD’nin arasındaki çatışma azalmayacak, aksine keskinleşecektir. Bu, New York Times ve diğer Batılı emperyalist sözcülerin beyanlarında da dile getirilmektedir: bu şartlarda Erdoğan’ın zaferi en tercih olunur sonuçtur, ne var ki kendisi “tahditli hareket etmeli ve meşru prosedürlere  bağlılık göstermelidir.” Elbette hiç kimse Erdoğan’ın tahditli hareket edeceğini beklemiyor – şimdilik 10 000 kadar kişi tutuklanmış, 50 000 kadarı da işinden atılmıştır. Bu tabii ki, mümkün olur olmaz ABD’nin misilleme yapabilmesi için peşin bir mazerettir.

Darbe girişimi, esasında İslamcılığın kendi içerisinde iki farklı teolojik akım arasında siyasi bir anlaşmazlıktan kaynaklanmış değildir. Her iki taraf da, kadınların daha da korkunç tarzda tahakküm ve horlanmaya kurban edilmesi de dahil olmak üzere içerdiği bütün o dehşet getiren İslamileştirmenin tüm topluma hükmetmesini savunmaktadır. Darbe girişimi, emperyalizm ile İslamizm arasındaki daha kapsamlı kucaklayan bir çelişkinin ve emperyalist gelişmenin altında yatan derin dinamiğin bir yan etkisidir. Sonuçta Türkiye’deki siyasi düzenin çatlayıp parçalanması, içinde bulunulan durumun içerdiği çelişkilerin içerde ve dışarda nasıl ele alınması gerektiği konusunda farklı güçleri birbirlerine karşı harekete geçme zorunda bırakmıştır, ve çeşitli gruplar bu problemleri üste çıkmanın fırsatı olarak görmektedir. Bu, Gülen’le Erdoğan’ın daha önceleri İslamcılığın propaganda ve yerleştirilmesinde yaptıkları evvelki işbirliğinin şimdi nasıl kanlı bir hesaplaşmaya dönüştüğünü de izah eder.

AKP’nin İslamist siyasetin partisi olarak ortaya çıkması, ve partinin siyasi kurumlar ve toplum üzerindeki hükmünün pekiştirilmesi ve köklü tahkimatı, kapitalizm-emperyalizmin temel dinamiği üzerinden gerçekleşmiştir – küreselleşmenin “modern” kapitalist gelişmeyi ilerleten aman vermez güdüsü, ve bunun geleneksel değerler ve dinci ideolojinin yeniden güçlenmesinin kışkırtılmasına götüren gelişmelere yol açması, AKP’nin “dindarlık siyaseti”ni beslemesi. Emperyalizm ile elele vererek palazlanmış olan AKP “serbest piyasa” kapitalizmini savunmuş ve bununla gelişip boy atmıştı, ancak iktidar ele geçirme güdüsü ile seferberlik, etrafında topladığı siyasi güçlerin ideolojik dirayet sahibi olmalarının sağlanması ve halkın bazı kesimlerine etkin tarzda hitap edebilmesi, bu bir ve aynı kapitalist gelişmenin temellerini alttan oymakta olduğu dini ideolojiye (İslam’a) ısrarla dayandırılmaktadır. Başka bir deyişle, mutaassıp ve gerici romantik savunması ve propagandası yapılan, geleneksel yaşam tarzının temellerini bilfiil alttan alta oyan, bizzat AKP ve onun temsil ettiği eski ve yeni kapitalist girişimcilerin geniş kesimlerinin, içinde daha büyük bir yer ve rol elde etmek için can attıkları kapitalist dünya düzeninin dinamiğinin ta kendisidir.

ic3a7erik11.jpeg
iki Miadı dolmuşlar hakkında okumak için tıklayınız

Bir zaman önce, Bob Avakian derin bir öngörüşlülükle bu olguya dikkat çekmiş, ve kendisi bunu  “kapitalizmin temel çelişkisinin özgün bir tezahürü” – yani,  dünya çapında giderek insanları birbirine daha sıkı bağlayan, yüksek seviyede toplumsallaşmış üretim ile şahsi (kapitalist) temellük arasındaki çelişkinin özgün bir tezahürü olarak –  isabetli ve çarpıcı bir şekilde belirlemiş ve tahlil etmiştir. Zenginlik, ileri teknoloji, ve imtiyazlar, küçük bir azınlığın elinde bir tarafta yığılırken, yoksulluk, ümitsizlik, eğitimsizlik ve bilmesinlercilik diğer tarafta birikmektedir. Bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki siyasi arazinin çarpıcı özelliği haline gelmiş olan şey, emperyalizmle cihatçı İslamcı köktencilik arasındaki yıkımcı cepheleşme ve ölümcül dinamik, Avakian’ın “iki miyadını-doldurmuşlar” tahlilinde derin bir biçimde kavranmaktadır.

 

 

“Burada birbiriyle ihtilaf içinde olarak gördüğümüz, bir yanda cihat öteki yanda McDünya/McHaçlı Seferi, sömürgeleştirilmiş ve ezilmiş insanlığın tarihsel olarak miadını doldurmuş tabakaları ile öbür yanda emperyalist düzenin tarihsel olarak miadını doldurmuş hakim tabakalarıdır. Bu iki gerici kutup, bir yandan birbirleriyle çatışırken, bir yandan da birbirini pekiştirmektedir. Eğer bu “iki miadını doldurmuşlar”dan birinin tarafını tutarsanız, ikisini de güçlendirmiş olursunuz.”

Aniden kargaşa ve altüst oluşlara yol açan keskin çelişkiler ve hayli patlayıcı malzeme birikmiş bulunması, Türkiye devletinde ve ötesinde hala yankıları devam eden yoğun siyasi kriz yoluyla dramatik bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ancak Türkiye’de ve diğer yerlerdeki Türkiye’den gelmişler arasında, aynı zamanda da Ortadoğu’nun geleceğine ciddi bir şekilde önem veren diğerleri arasında, felç edici bir yönelim bozukluğu ve çaresizlik akımı oluşmuş bulunuyor. Bu mizaç ve ruh hali, sadece Erdoğan rejiminin güçlenmesinin yarattığı bir sonuç değil, bundan ziyade, yaygın siyasi ve ideolojik boş hayallerle kendini aldatmaların sonucudur. Bunlardan bir tanesi, kapitalist gelişimin İslamizm’i körüklemeksizin gerçekleşmesinin mümkün olabileceği umudu, dolayısıyla İslamizm’in iştahının dizginlenebilir olduğu hayalidir. Bir diğeri de Erdoğan’ın temsil ettiği hırs ve ihtirasların, burjuva demokrasisinin formaliteleri ve kurumları temelinde uslandırılabileceği hayalidir.

 

Bu moral bozukluğunun, emperyalizm ile İslamizm arasında oluşmuş bulunan ölümcül kıskaçtan ve bu durumun yarattığı dehşetten kopup kurtulmanın nasıl mümkün olabileceğini –bu sürece sebep olan aynı çelişkilerin ta kendilerinin, bu gerekli değişimi devrim yaparak gerçekleştirebilmenin maddi temelini de temin etmekte olduğunun– doğru kavranmamasıyla bağı vardır. Bu devrim, sömürü ve baskının her biçimini ortadan kaldırmak ve dünya çapında komünizm amacıyla bu toplumu tamamen dönüştürmek anlamına gelir. Komünistlerin düşüncelerine bu amaç rehberlik ettiği zaman, insanların görüşlerini dönüştürmenin, boş hayallerle ve gerici fikirlerle mücadele etmenin niçin gerekli olduğu daha da berraklaşır. Bu boş ve zararlı hayallerin içinde, siyasi iktidarı ele geçirmeyi amaçlamak yerine “demokratik haklar”ın yavaş yavaş genişletilmesi yönünde mücadele etme fikri de vardır, ya da pederşahilik ve kadınların ezilmesi meselelerini göz ardı ederek kadınların kurtuluşu için köklü ve tutarlı bir mücadelenin yaratacağı muazzam potansiyel devrimci enerjiyi göz ardı etmek. Veya zihinlerin dinle köleleştirilmesine karşı meydan okumayı ihmal etmek.

 

Görünümün altındaki gerçeğe nüfuz edip onu kavramak – bölgedeki ve şimdi Türkiye’deki çirkin ve tahrip edici gelişmelere yol açan derinde yatan çelişkilerin nasıl aynı zamanda köklü bir devrim için maddi temel teşkil ettiğini görebilmek – komünizm bilimini gerektirir. Bugün bunun anlamı, dünyayı kavramak ve değiştirmek için gereken daha bilimsel bir yaklaşım ve metoda ilişkin olarak Bob Avakian’ın gerçekleştirmiş olduğu çığır açıcı ilerlemeyi idrak etmek, anlamak demektir. Bunun çarpıcı örneklerinden biri şudur ki, bugünün dünyasında insanların karşı karşıya olduğu belli başlı meselelerden biri olan iki miadını-doldurmuşlar dinamiğini doğru kavrayabilmenin bütünsellikli çerçevesini bir tek Bob Avakian’ın ortaya koymuş olduğu yeni sentez bize temin etmektedir. Buna karşılık, yeni sentez ile donanmış olmamak ve ustalıkla kullanma becerisine sahip olmayış, bunun yerine uzun zamandır komünist hareketin başına bela olan bilim dışı anlayış ve unsurlara sarılmak, insanların siyasi İslam’ın yükselişi gibi yeni gelişmeleri doğru kavrayamamasına (mesela, ya emperyalizmin entrikalarının doğrudan bir ürünü ve enstrümanı olarak görmeye ya da içinde desteklenebilecek “anti-emperyalist” bir öğe tespit etmeye) yol açmış ve iki miadını-doldurmuşlar arasındaki çelişki karşısında felç olmayı beraberinde  getirmiştir.

ONSAYFA-front-en
6 Resmi Karar

Avakian komünizmin yeni sentezi hakkında şu izahatı yapıyor, “Esas itibariyle daha önceden elde mevcut olanlar üzerine inşa ederek, ama aynı zamanda daha önceki komünizm anlayışında onun esas olarak bilimsel olan niteliğine karşı giden, buna tezat karakterdeki bazı tali yanların çıkarıp atılması yoluyla, komünizm biliminin nitel olarak daha da geliştirilmiş olması işte bu yüzden önemlidir… Dolayısıyla komünizmin yeni sentezinin önemi, bilim olarak komünizmin, ve birçok sahada uygulanmasının, yeniden icat edilmişliği değil, komünizmin bu kilit alanlarda daha da geliştirilmiş olduğudur, ve bu da, sadece burada değil, bütün dünyada, bugün içinde yaşadığımız dehşet dünyasının ötesine erişme mücadelesini sürdürmek için insanlara nitel olarak yeni bir temel tedarik etmektedir.”

Ortadoğu’daki ve dünyadaki duruma tahammül edemeyen herkesin acil olarak komünizmin bu yeni sentezi hakkında kendilerini bilgilendirmesi ve yeni sentezi kavrama cebelleşmesine girişmeleri ihmal edilmeyecek bir ihtiyaçtır. Türkiye’de ve başka yerlerde, yeni sentezde ustalaşmak ve onu kullanmak için

439p01-full-en (1)
Gerçek bir Devrim için Örgütlen!!!

mücadeleye girişecek çekirdek grupların, devrim için bir hareket ve – bu hedef ve kavrayışla giderek artan sayıda insan mücadeleye seferber ederek – devrimci insanlar üretme görevini üstlenecek öncü bir güç yaratmaya kendini adayacak insanların – hızlı bir şekilde – ortaya çıkması gerekmektedir.

Bugün halkı ezen durumun içinde yatan devrim ihtimallerini ortaya çıkarabilmek, onlar üzerinden harekete geçebilmek ve devrim potansiyellerini yakalayabilmek bu şekilde mümkündür.

(Ishak Baran, Bob Avakian’ın ortaya koyduğu komünizmin yeni sentezinin destekleyicisi ve Türkiye’deki Maoist hareketin tecrübeli iştirakçisidir.)

 

Metnin İngilizcesi İçin tıklayınız: http://revcom.us/a/449/awtwns-turkey-contradictions-reach-a-boiling-point-en.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s